TAHLİYE EDİLENLERE LİNÇ KAMPANYASI ÇOK YANLIŞ

TAHLİYE EDİLEN İNSANLARA LİNÇ KAMPANYASI DÜZENLEMEK KANUNA, HUKUKA, İNSAFA, VİCDANA VE BASIN AHLAKINA ASLA UYGUN DEĞİLDİR

Geçtiğimiz günlerde, Savcılık makamı tarafından çeşitli gerekçelerle tahliye edilen arkadaşlarımıza bir kısım medya grupları tarafından adeta manevi bir linç kampanyası düzenlendi.

Bir seneden uzun bir süredir cezaevlerinde tutuklu bulunan birkaç arkadaşımız tahliye olduktan sonra özgürlüğün tadını çıkarmak adına bir araya geldi. Yemek yiyip müzik dinleyerek güldüler eğlendiler. Bu mutlu anlarını da sosyal medya hesaplarından aileleriyle, yakınlarıyla paylaştılar.

Ancak son derece garip ve beklenmedik bir biçimde bu olay bazı medya gruplarını çileden çıkardı. Bir anda ortalık ayağa kaldırılarak suni bir infial ortamı meydana getirildi. Emniyetlere, savcılıklara sansasyonel suç duyuruları yapıldı. Yetkililer göreve çağırıldı...

Peki işlenen suç neydi? Nasıl bir dehşet ya da felaket yaşanıyordu ki böyle büyük bir yaygara koparıldı?

İşin aslı ortada ne suç ne dehşet ne de bir felaket vardı. Özgürlük sevinçlerini ve mutlu, neşeli anlarını sosyal medyadan paylaşarak eş dost ve yakınlarına müjde veren birkaç mazlum insandan başka...

Hiçbir suçları ve haklarında somut suç delili olmadığı halde 1 senedir son derece zorlu cezaevi koşullarında tutuklu bulunan bu masum arkadaşlarımızın tek bir sabıka kayıtları bile yok. Hayatlarında hiçbir suça karışmamışlar, aleyhlerinde alınmış hiçbir yargı kararı yok... Hepsi bugüne kadar işinde gücünde, hayatları boyunca devletin, milletin faydasına, hizmetine çalışmış tertemiz, dindar insanlar.

Dahası bu insanlar kaçmıyor, saklanmıyor, herkesin gözü önünde, günü geldiğinde emniyet birimlerine gidip adli kontrol için imzalarını attıktan sonra günlük hayatlarına devam ediyorlar.

En başta Allah'a dayanıp güvenmenin huzuruyla, hiçbir suça karışmamanın ve zamanı geldiğinde haklarındaki her türlü iftiradan adalet önünde aklanacaklarını bilmenin verdiği güven ve rahatlıkla başları dik, kimseden korkup çekinmeden hayatlarına devam ediyorlar.

 

ARKADAŞLARIMIZ ALLAH’A OLAN İMAN VE TEVEKKÜLLERİNİN KENDİLERİNE KAZANDIRDIĞI NEŞE VE MUTLULUĞA SAHİPLER

Arkadaşlarımız, Yüce Allah’ın Kuran’da bildirdiği “tevekküllü ve sabırlı olun” hükümlerine uyan, başlarına gelen her hadisenin Allah’ın kendilerine yazdığı kaderde gerçekleştiğini çok iyi bilen ve bu inanç doğrultusunda hayatlarını yaşayan insanlardır.

Arkadaşlarımız Rabbimizin Kuran ayetlerinde bildirdiği şekilde ümitvar, sabırlı, üzüntüden uzak, tevekküllü, güler yüzlü, neşeli, coşkulu, daima şükreden ve Allah’a yönelip dönen kimselerdir.

“Nimetin parıltılı-sevincini yüzlerinde tanırsın.” (Mutaffifin Suresi, 24) ayetinin hükmü gereği SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI EN ZORLU ZAMANLARDA DAHİ İMAN NEŞELERİNDEN HİÇBİR ŞEY EKSİLMEDEN Rabbimizden tam razı bir şekilde hayatlarına devam etmektedirler. İşte arkadaşlarımızın pek çok kişi tarafından eleştirilen ve anlam verilemeyen bu iman neşelerinin asıl sebebi de Allah’a olan teslimiyetleri ve tevekkülleridir.

Nimetin parıltı sevincini yaşayan, Allah’ın varlığını bilmenin huzurunu ve coşkusunu yaşayan insanlara gülmeyin eğlenmeyin diyerek müdahale etmek elbette onları yanlışa sevk etmek olacaktır.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları Kuran’da tarif edilen İslam ahlakına göre:

 

  • ÜZÜLMEMEYİ:

Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139)

  • ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEMEYİ:

 “De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)

  • ALLAH’A HAMD ETMEYİ:

 “Sen, ASLA ÖLMEYEN VE DAİMA DİRİ OLAN (ALLAH)A TEVEKKÜL ET ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” (Furkan Suresi, 58)

  • SABRI VE TEVEKKÜLÜ:

“Onlar SABREDENLER ve RABLERİNE TEVEKKÜL EDENLERDİR.” (Nahl Suresi, 42)

  • ALLAH’TAN KENDİLERİNE VERİLEN HER ŞEYİ HOŞNUTLUKLA KARŞILAMAYI:

Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.” (Fecr Suresi, 28) “(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: 'Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.'” (Neml Suresi, 19)

  • NEŞELİ VE COŞKULU OLMAYI:

"İnananlara ve iyi işlerde bulunanlara müjde ver: Onlar içindir kıyılarından ırmaklar akan bahçeler. Orada bir meyveyle rızıklandılar mı bundan önce de bunu tatmıştık derler, onları dünyadakilere benzetirler. Onlara, dünyadakilere benzer rızıklar sunulur. Orada tertemiz eşler de var onlara, orada ebedi kalırlar." (Bakara Suresi, 25)

ayetlerinin hüküm ve haberleri gereği her zorlukta en güzel ahlakı göstermeyi amaç ve düstur edinmişlerdir.

Diğer taraftan, Rabbimiz Kuran’da iman etmeyenler için;

“Dediler ki: 'Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz.'” (Mü’minun Suresi, 106) tarifinde bulunmaktadır.

Bir başka ayet-i kerimede ise Yüce Rabbimiz “Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe Suresi, 82) sözleriyle iman etmeyenlerin ağlaması, müminlerin ise sevinç ve mutluluk içinde gülmesi gerektiğini belirtmektedir.

 

MÜMİNLER KADERİN KONFORUNU YAŞAMANIN SEVİNCİ İÇİNDEDİRLER

Bir Müslüman, kaderine razıdır, çünkü Rabbinden gelen her şeye razıdır. İman edenlerin yaşadığı kader, Allah’ın yazdığı en hayırlı hayatı onlara sunmaktadır ve müminler de bunun bilincinde olarak karşılaştıkları her olay karşısında Allah’ı hatırlayarak O’nun verdiği nimetlere karşı şükür ve hamd etmektedirler.

Dolayısıyla müminlerin kadere olan bağlılıkları, Allah'a olan güçlü teslimiyetleri onları her şartta mutlu ve huzurlu olmaya sevk etmekte, onlara Allah'ın rızasını kazandırmaktadır.

Bu inanç çerçevesinde çok sağlıklı bir ruh haline sahip olan müminler hiçbir zaman yaslı, üzüntülü, halinden şikâyet eden bir tavır içinde olmazlar. Çünkü üzüntü ve şikâyet demek Allah’ın yarattığı kaderi beğenmemek demektir. Dolayısıyla arkadaşlarımız asla böyle bir tutuma yanaşmazlar.

Kaldı ki kadere iman eden kişinin hayatında “yarınım nasıl olur” endişesi olmaz, üzüntü, sıkıntı olmaz, dert olmaz, kızgınlık olmaz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminlerin kadere bağlılıkla güzelleşen ahlaklarının çok 'şaşırtıcı' olarak nitelendirerek övmüş ve şöyle demiştir:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 2. Cilt, s. 208)

Bu gerçek ortadayken bu kişilerin kendileri için Allah’ın her şeyi an an, en güzel şekilde yaratacağını bilmenin konforunu yaşamaları ve kadere tam teslim olmaları neden suç gibi gösterilerek infial konusu yapılıyor?

Sonuç olarak; gülmemek, neşesiz olmak, somurtmak, yese düşmek, somurtmak, ağlamak, mutsuz olmak ve ümitsizliğe kapılmak Allah’a iman etmeyenlerin ruh halini yansıtmaktadır.

 

TEKRAR SORUYORUZ!

Görüldüğü üzere Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşları imanlı, modern, aydın insanlar. Allah’ın varlığına, kaderine iman eden, Allah’a tevekkül eden insanlar.

Tahliyelerine sevinmişler, nezih bir ortamda, nezih bir şekilde tahliyelerini kutlamışlar.

Öyleyse;

-Nasıl oluyor da bu insanların kendi elleriyle sosyal medyada paylaştığı görüntüler suç gibi kamuoyuna servis ediliyor?

-Suç gibi lanse edilen neşe ve sevinç ortamı Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddesinde yer alıyor?

-Hayatın olağan akışı içerisinde yer alan eğlence, müzik, dans neden kamuoyuna suç gibi lanse ediliyor?

 

BİR KISIM MEDYA TARAFINDAN SÜRDÜRÜLEN ADİL YARGILAMAYI ETKİLEYECEK YAYINLAR SON DERECE SAKINCALI VE HUKUKA AYKIRI

Yargı makamı tarafından hukuka uygun şekilde tahliye edilmiş bu insanlar, bir kısım medya tarafından adeta kanun kaçağı, tehlikeli suçlularmış gibi topluma lanse ediliyor. Savcının son derece hukuki bir gerekçeyle tahliye vermesi korkunç bir felaketmiş havasına sokuluyor.

Tüm bunların hangi amaca hizmet ettiği anlaşılır gibi değildir. Bu tarz haberler, yayınlar alenen kanunda suç olarak belirtilen, "Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" kapsamına girmektedir. Yargı makamlarının serbest bıraktığı insanları ortada hiçbir gayrı meşru ve gayrı kanuni durum yokken suçlu ilan etmek ise "yargısız infaz" teriminin tam karşılığıdır.

Cezaevinden çıkan bir insan elbette ki sevinir, bunun neşesini, mutluluğunu yaşar. Bundan daha doğal ne olabilir? O halde, kanuna, hukuka aykırı hiçbir şey yapmayan vatandaşların sevinmesi, gülmesi, eğlenmesi, mutlu olması neden bir kısım basını bu kadar rahatsız ediyor, gücüne gidiyor? Peki bu insanların ne yapması gerekiyor, ömür boyu gülmesin, sevinmesin, eğlenmesinler mi?

Avrupa'dan gelen turistlerin halayla, bandoyla karşılanıp sabahlara kadar dans edip şarap içip dağıtmasına ses çıkarmazken hasta halleriyle 1 yıl cezaevinde çile çekmiş kendi vatan evlatlarımızın biraz olsun sağlıklarına kavuşup yemesi, içmesi, eğlenmesini neden çok görüyor, kınıyorsunuz?

Tahliye olana matem tutmanın, masum insanları cezaevlerine tıkmaya teşvik etmenin ne gibi bir mantığı olabilir? Hapishanelerin yerli-milli gençlerimizle dolup taşmasının, insanlarımızın atıl hale gelmesinin kime ne faydası olabilir? Binlerce Türk gencinin cezaevlerinde çürüyüp mahvolmasından, ailelerinin perişan olmasından ne elde edeceksiniz?

Olaylara biraz makul, vicdanlı bakın, empati yapın. Sizin ailenizden biri, eşiniz, kardeşiniz ya da bir yakınınız cezaevine girse bir an önce çıksın istemez misiniz? Elbette istersiniz ve çıkması için var gücünüzle gayret edersiniz. O halde konu başkaları olunca tam tersine davranmanın samimiyetle, vicdanla, insanlıkla açıklanabilmesi mümkün mü?

 

ARTIK HALKIMIZIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU GİBİ CUMHURBAŞKANIMIZIN DA YÜZÜ GÜLMÜYOR

Ne yazık ki bir kısım medyaya uzunca süredir hakim olan bu öfke, nefret ve linç üslubu, kendi vatandaşımızla uğraşma zihniyeti bugüne kadar ne ülkemize ne milletimize ne hükümetimize ne de Sayın Cumhurbaşkanımıza hiçbir fayda sağlamadığı gibi, zarardan, mutsuzluktan başka bir şey de getirmedi. Bu tür olumsuz, saldırgan, insanları karalayan, linç eden haberler yüzünden halkımız günden güne daha da mutsuz, neşesiz bir hale geliyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da insanlarımızın da neşeleri, huzurları, yaşama sevinçleri, kasıtlı tırmandırılmaya çalışılan bu nefret ve düşmanlık söylemleri yüzünden kayboluyor.

Kimse kendini güvende görmemeye başladı, yarın başına neler geleceğini, ne tür iftira, suçlama ya da karalamalarla karşılaşabileceğini bilmiyor. İnsanları, "bugün onaysa, yarın da bana" endişesi sardı. Herkesi belirsiz bir korku ve huzursuzluk kapladı. İnsanlar birbirine düşürülüyor, tedirginlik ve kuşku içinde yaşıyor, her lafını ölçüp biçerek, tartarak sarfediyor.

Birçok yargı ve polis mensubu haklıyı savunurken, adaleti tesis etmeye çalışırken medya linçine uğramaktan korkar hale geldi.

Bu korku, endişe ve tedirginlik ikliminin doğurduğu pasifizm yüzünden ekonomik yatırımlar duruyor, iş yerleri, ticari kuruluşlar kapanıyor, girişimcilik ortadan kalkıyor. Herkes bugün başına bir bela gelmemesini kar sayıyor, durumu muhafaza etmeyi yeterli görüyor, daha büyük hedefleri, vizyonları ya da projeleri yok. Ülkenin yaşanılmaz hale geldiğini düşünen pek çok vatandaşımız, işadamımız evini, işini başka ülkelere taşıyor, Türkiye'yi terk ediyor.

Özetle sözünü ettiğimiz habercilik ve yayıncılık zihniyeti ülkede ekonomiye, toplum sağlığına, insanlarımızın huzur ve mutluluğuna en büyük darbeyi vuruyor.

 

MEDYAYI SEVGİYİ YAYMAYA, ÖFKEYİ VE NEFRETİ ÖNLEMEYE DAVET EDİYORUZ

Bu hatalı politikaları sürdürmekte ısrarlı olan bir kısım medyamıza tavsiyelerimiz:

– Türkiye’yi yaşanılmaz hale getirmeyin, ülkeyi böyle bir oyunun içine sokmayın;

– İnsanları kutuplaştırarak birbirine düşürmeyin;

– İnsanların mutluluğu, huzuru, neşesi ve sevinciyle oynamayın;

– Özgürlüğü, mutluluğu, barışı, kardeşliği savunun;

– Sevgiyi, dostluğu teşvik edin, insanlara şefkatli ve sevecen yaklaşın;

Artık bu öfke ve nefret dilinden vazgeçin ki cennet gibi vatanımızda hep birlikte dostça ve kardeşçe yaşayalım. Sonuçta bu dünya kimseye kalmayacak, eninde sonunda hepimiz Rabbimizin huzurunda yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Bunun bilinciyle hareket edelim.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.