SUÇSUZ BİR GENÇ KIZ DAHA HUKUKSUZ OLARAK TUTUKLANDI

Masum insanların haklarını ayaklar altına alan yeni bir hukuk faciası daha...

Geçtiğimiz günlerde K. K. isimli bir genç kız, tamamen asılsız bir gerekçeyle gözaltına alındı. Bu kişi, vakit buldukça Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini takip eden, işine giden, ailesiyle birlikte yaşayan kendi halinde bir kişi...

K.K. ÇALIŞTIĞI İŞYERİNDEN polislerce gözaltına alındı, emniyette geçirdiği 3 günün ardından mahkemece tutuklandı ve Silivri F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

Dosyadaki delillere bakıldığında, söz konusu GÖZALTI VE TUTUKLAMANIN TÜMÜYLE HUKUKA AYKIRI OLDUĞU, HİÇBİR SUÇU OLMAYAN TAMAMEN MASUM BİR İNSANIN TÜM KAMUOYUNUN GÖZLERİ ÖNÜNDE DURUP DURURKEN, YOK YERE CEZAEVİNE KAPATILDIĞI açıkça görülmektedir. Çünkü, gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının ana sebebi olarak gösterilen sözde tehdit olayı ile K.K.'nın uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı, dosyadaki delillerden çok net bir biçimde ortada...

Diğer yandan, SABAH gazetesi sürekli yaptığı gibi, bu uydurma haberinde de gerçekleri çarpıtarak kamuoyunu yanıltmaktadır!

13.01.2020 tarihli Sabah Gazetesi'nin servis ettiği, ardından başka medya kuruluşlarının da yayınladığı GÖRÜLMEMİŞ DERECEDEKİ YALAN HABERLERDE yer alan, GÜYA Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı davadaki müştekilerin, sistemli olarak ankesörlü telefonlardan aranıp şikayetlerini geri çekmeleri yönünde ölüm tehditlerine maruz kaldıkları iddiası aşağıdaki detaylı açıklamalarımızdan da çok net anlaşılacağı üzere, GÜLÜNÇ DERECEDE UYDURMA BİR İDDİADIR. Sabah'ın yaklaşık 2 senedir servis ettiği benzeri asılsız, uydurma ve kasıtlı olarak abartılmış haberlerin süregiden davayı olumsuz etkileyerek sansasyon ve infial oluşturmaktan başka bir amacı yoktur.

K.K. gündüz işine gidip akşam ailesinin yanına dönen, hayatında hiçbir suça karışmamış, karakol, emniyet, adliye nedir bilmeyen masum bir genç kızdır. Düzeysiz ve ilkesiz gazetecilik anlayışı denince ilk akla gelen kişilerden İSA TATLICAN'ın yalan ve uydurma haberlerinde bahsettiği gibi, KAÇARKEN, ARANIRKEN YA DA GİZLENİRKEN DEĞİL güpegündüz ÇALIŞTIĞI İŞYERİNDEN, neyle suçlandığını bile bilmeden polisler tarafından gözaltına alınmıştır.

Tüm bunlar, asparagas habercilik anlayışının temsilcisi İSA TATLICAN'IN MANİPÜLE ETTİĞİ SABAH GRUBU gazeteciliğinin dürüstlük, güvenirlik ve kalite düzeyini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Söz konusu haberde öne sürülen tek bir iddia dahi doğru değildir. Konuyla ilgili belge ve delillerin açık ve net bir biçimde ortaya koyduğu gerçekler şunlardır :

 

A– Ankesörlü Telefonlardan ÇOK SAYIDA MÜŞTEKİYE Sözde TEHDİT ARAMALARI YAPILDIĞI İddiası Sabah Gazetesinin Alışılmış Uydurma Haberlerinden Biridir. Zira, Emniyet Kayıtlarına Göre Ortada SADECE TEK BİR ARAMA VAKASI VARDIR!

Sabah gazetesinin gerçek dışı haberlerinde geçenin AKSİNE, güya ankesörlü telefonlardan davanın tüm müştekilerinin sistematik bir biçimde tehdit amaçlı aranması gibi bir durum söz konusu değildir. Emniyet kayıtlarına göre, ortada bu şekilde gerçekleşen tek bir arama vardır. Onun da amacı ve içeriği bir sonraki maddede belirttiğimiz üzere tamamen farklı, bir selam gönderme konusundan ibarettir. 

Bu aramayla ilgili emniyete verdiği ve yapılan konuşmanın detaylarını anlattığı ihbar dilekçesinde müşteki B.K. dahi herhangi bir tehditten bahsetmemektedir. Dilekçede, "tehdit" kelimesi bile geçmemektedir.

 

B– Müşteki B.K.'Yı Arayan Her Kimse, Konuşmasının İçeriğinde HİÇBİR TEHDİT YA DA SUÇ UNSURU YOKTUR! Hele, ÖLÜM TEHDİDİ Olduğu İddiası Ölçüsüzce Abartılmış BİR YALANDIR!

1. Söz konusu aramada geçen konuşmaların içeriğini ve detaylarını, davanın müştekilerinden B.K.nın, kendisine yapılan bu aramayla ilgili 03.12.2019 tarihinde İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne verdiği ihbar dilekçesinden öğrenmekteyiz.

2. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, telefonla aranan ve bu konuyu emniyet makamlarına ihbar eden B.K. DAHİ, dilekçesinde söz konusu telefon konuşmasında geçen HERHANGİ BİR TEHDİTTEN, İMADAN YA DA TEHDİTVARİ BİR ÜSLUPTAN, HELE ÖLÜM TEHDİDİNDEN HİÇ BAHSETMEMEKTEDİR

3. Söz konusu aramada geçen konuşmanın içeriği, camiamız mensuplarından halen biri cezaevinde diğeri ise ev hapsinde olan 2 arkadaşımızın, davanın müştekilerinden olan ESKİ ORTAK ARKADAŞLARI B.K. YA SELAM GÖNDERMELERİ, HAL HATIR SORDURTMALARI, İYİLİK TEMENNİLERİNİ GÖNDERMELERİ, İMKANI OLURSA, B.K. YI DA BİR GÜN ZİYARETLERİNE BEKLEDİKLERİNİ İLETMELERİNDEN ibarettir.

4. Öyle ki B.K. da konuşmasında, arkadaşlarımızdan BİRİNİN SELAMINI ALDIĞINI, DİĞERİNİKİNİ İSE ARALARININ ÖNCEDEN BOZUK OLDUĞU GEREKÇESİYLE ALMAK İSTEMEDİĞİNİ SÖYLEYEREK ayrıntılara bile girmiştir. Yani aradaki konuşma tamamen bu "selam iletme" konusu kapsamında geçmiştir.

5. Dahası, konuşma esnasında B.K.SELAM GÖNDEREN ARKADAŞLARININ O TARİHE KADAR KENDİSİYLE BAĞLANTIYA GEÇMEDİKLERİNDEN, GECİKTİKLERİNDEN DOLAYI SİTEMKAR BİR TAVIR BİLE GÖSTERMEKTEDİR.

6. Şayet konuşma esnasında aksi bir ortam olsaydı, yani B.K. selam gönderme konusunu herhangi bir tehdit olarak algılamış olsaydı, konuşma içeriğinin böyle olmayacağı çok açıktır. Oysa, B.K.nın dilekçesinde detaylarıyla anlattığı konuşma içeriğinden, konuşmanın son derece doğal ve sakin bir tonda geçtiği görülmektedir. Arayan kişinin TEHDİTVARİ OLMAK ŞÖYLE DURSUN, son derece kibar, nazik, sevecen, efendi hatta bir derece çekingen bir üslubu olduğu da çok rahat anlaşılmaktadır.

Ne var ki İSA TATLICAN, hızını alamayarak böyle sıradan, nezaketli ve insani bir konuşmayı bile, "müştekilere ankesörlü telefonlardan ÖLÜM TEHDİTLERİ" sloganıyla çarpıtarak her zamanki ölçüsüz uydurma ve iftira dolu haberlerinden birine dönüştürmüştür.

 

C– Davanın Müştekilerinden B.K.'yı Ankesörlü Telefondan ARAYAN KİŞİ K.K.DEĞİLDİR!

Aramayı yapan kişinin, bu gerekçeyle haksız yere tutuklanan K.K. olmadığı AÇIK, NET VE İNKAR EDİLEMEZ SOMUT DELİLERLE ORTADADIR. Şöyle ki:

1. Söz konusu aramanın yapıldığı ankesörlü telefonun bulunduğu yerdeki kameraların kaydettiği ve emniyetin elde ettiği son derece açık ve net görüntülerde, habere konu olan ve tutuklanan K.K.'NIN, ARAMAYI YAPAN KİŞİYLE AYNI KİŞİ OLMADIĞI daha ilk bakışta kolayca anlaşılmaktadır. Hatta, UZAKTAN YAKINDAN HİÇBİR BENZERLİĞİNİN OLMADIĞI da net bir biçimde görülmektedir. 

2. Kamera görüntülerindeki ARAMAYI YAPAN KİŞİNİN FİZİKİ GÖRÜNÜMÜ, BOYU, KİLOSU, YÜZ ÖZELLİKLERİ K.K.’DAN TAMAMEN FARKLIDIRSokaktan geçen rastgele bir insana bile sorulsa görüntülerdeki kişinin K.K. ile hiç alakası olmadığını bakar bakmaz teşhis edecektir.

3. K.K. da bizzat, gözaltındaki sorgusunda GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN KENDİSİ OLMADIĞINI, HATTA SÖZ KONUSU KİŞİNİN KENDİSİNE HİÇ BENZEMEDİĞİNİ beyan etmiştir. Kısa bir süre önce BURUN AMELİYATI OLDUĞU İÇİN telefon konuşmasının gerçekleştiği tarihte BURNUNDA SÜREKLİ BANDAJLA GEZDİĞİNİgörüntülerdeki şahsın ise böyle bir bandaj taşımadığını söylemiştir.

4. K.K.'nın, ifadesini doğrulayan çok net bir delil olarak belirttiği bu ameliyat ve bandaj konusunu,HASTANE KAYITLARINDAN, DOKTOR RAPORLARINDAN, AMELİYAT SONRASI FOTOĞRAFLARINDAN, OPERASYONU YAPAN DOKTORUN BİZZAT KENDİSİNDEN VE K.K.'NIN OPERASYONUNA KATILAN YA DA ŞAHİT OLAN HEMŞİRE, HASTA BAKICI, VB. TÜM HASTANE PERSONELİNDEN kolaylıkla teyit ettirmek mümkündür.


K.K.'nın hukuksuz olarak tutuklanmasına yol açan süreç son derece anlaşılmaz ve esrarengizdir!

1. B.K.nın ihbar dilekçesine istinaden çağrının geldiği sabit numara emniyet birimleri tarafından araştırılmış, aramanın yapıldığı yer tespit edilmiş ve oradaki kameraların arama anına ait kayıtları elde edilmiştir. Bu suretle, çağrıyı yapan kişinin görüntüleri de dosyaya girmiştir. Ardından, kamera görüntüleri hakkında B.K.nın bilgisine başvurulmuş, B.K. da kamera görüntülerini inceledikten sonra, GARİP VE ANLAŞILMAZ BİR BİÇİMDE, görüntülerdeki şahsın daha önceden yakinen tanıdığı arkadaşı K.K. olduğunu ileri sürmüştür. OYSA Kİ RENKLİ, GÜN IŞIĞINDA ÇEKİLMİŞ KAMERA KAYITLARI B.K. NIN, GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN ESKİDEN BERİ TANIDIĞI ARKADAŞI K.K. İLE ALAKASI BİLE OLMADIĞINI ÇOK RAHAT ANLAYACABİLECEĞİ BİR NETLİKTEDİR.

2. Daha da ilginci, K.K. yı UZUN SÜREDİR YAKİNEN TANIDIĞINI SÖYLEYEN B.K., dilekçesinde kendisini arayanın sesindenKİM OLDUĞUNU TANIYAMADIĞINI söylemektedir. Ancak, her nasılsa kamera görüntülerindeki aramayı yapan kişinin eski yakın arkadaşı K.K. olduğunu –o olmadığı apaçık olduğu halde– iddia etmektedir.

3. B.K. ve K.K. geçmişte yakın arkadaşlık yapmış kimselerdir. Dosyadaki HTS analizlerinde 2 yıllık süreç dikkate alınmış ve B.K. ile K.K. arasında sadece sabit hat üzerinden 300’DEN FAZLA telefon görüşmesi yapıldığı görülmüştür. Üstelik, bu sayıya whatsapp gibi uygulamalardan yapılmış telefon görüşmeleri de dahil değildir. Kısaca, B.K. isimli kişi K.K. tarafından aransa K.K’YI TANIYAMAMASI GİBİ BİR DURUM KESİNLİKLE SÖZ KONUSU OLAMAZDI. Buna rağmen, B.K. şikayet dilekçesinde kendisiyle konuşan kişinin kim olduğunu açıklayamamıştır. BU DURUM, B.K.’YA GELEN TELEFON ARAMASININ K.K. TARAFINDAN YAPILMADIĞINI GÖSTEREN ÇOK ÖNEMLİ BİR DELİLDİR.

4. B.K.nın dilekçesinde detaylı olarak anlattığı telefon konuşmasının, KARŞIDAKİ KİŞİYİ TEŞHİS ETMEYE YETECEK KADAR UZUN SÜRDÜĞÜ anlaşılmaktadır. B.K.nın, bu kadar sürede yakinen tanıdığı bir kişiyi, SESİNDEN, SES TONUNDAN, ÜSLUBUNDAN, KONUŞMA TARZINDAN, SEÇTİĞİ KELİMELERDEN, CÜMLE KURULUŞLARINDAN teşhis edememesi, kim olduğunu çıkaramaması mümkün değildir. Müşteki B.K.nın dilekçesinde sunduğu bilgilerden, arayan kişinin sesini gizlemesi gibi bir çabası olmadığı da açıktır. Arayan kişi yalnızca, çekindiği için ismini vermek istememiştir.

5. Bir an için müşteki B.K. nın, güya "ölümle tehdit edilmesi" gibi kanunsuz ve dehşet verici bir iş için birilerine aratıldığını varsayalım. Böyle bir arama için, KİM OLDUĞU HEMEN TEŞHİS EDİLEBİLECEK eski yakın arkadaşı K.K. nın seçilmesinin hiçbir mantığı olabilir mi? Zira, konuşmaya başlar başlamaz birkaç saniye içinde B.K. nın kendisini tanıyacağı ve derhal polise İSMİNİ VEREREK şikayet edeceği kuşkusuzdur. Ayrıca, K.K., kim olduğu hemen anlaşılacağı ve hakkında çok ağır bir suç unsuru oluşturacak böyle kanunsuz bir eyleme girerek neden kendini tehlikeye atsın?

6. Dahası, ölümle tehdit etme gibi, yegane aranan vasfı korkutuculuk ve caydırıcılık olan mafyaya özgü, kirli ve kanusuz bir eylem için naif, kendi halinde, saf ve temiz bir genç kız olan K.K.yı kullanmak belki de dünyada akla gelebilecek en son seçenektir. Ne K.K. ne de benzeri bir genç kızın, hiçbir etkilerinin olamayacağı böyle kanunsuz bir fiil için tercih edilmeyeceği çok açıktır.

7. Eğer B.K. yı arayan kişi gerçekten K.K. olmuş olsaydı, kendisini çok yakından tanıyan B.K.'nın, kim olduğunu anlayamaması için SESİNİ VE KONUŞMA TARZINI ÇOK ÖZEL BİR GAYRETLE DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMASI ve B.K.nın da bu durumu çok rahat farkederek, böyle önemli bir detaya dilekçesinde yer vermesi kaçınılmazdır. Ancak, B.K. ihbar dilekçesinde böyle bir konudan bahsetmediği gibi son derece doğal, samimi ve akıcı bir konuşmayı aktarmaktadır.

8. Dilekçedeki konuşmanın detayları dikkatli incelendiğinde KONUŞAN KİŞİLERİN BİRBİRLERİNİ HİÇBİR ŞEKİLDE TANIMADIKLARI, yalnızca ortak arkadaşlara sahip oldukları çok net görülmektedir. Hatta konuşma detaylarından, arayan kişinin daha önceden tanımadığı biriyle konuşmaktan ve kendisine başkalarının selamını iletmekten dolayı utangaç ve çekingen bir üslup kullandığı dikkat çekmektedir.

ÖZETLE, B.K.YI ARAYAN KİŞİNİN KENDİSİYLE ESKİYE DAYALI TANIŞIKLIĞI VE SAMİMİYETİ OLAN K.K. OLMADIĞI ÇOK NETTİR.


K.K. nın tutuklanma gerekçesini anlamak mümkün değildir!

NE VAR Kİ TÜM BU AÇIK VE NET DELİLLERE KARŞIN, İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği 10.01.2020 tarihli tutuklama kararında B. K.’nın, kamera görüntülerinden kendisini arayanın K.K. olduğuna dair ALENEN HATALI TEŞHİSİNİ kabul etmiştir.

Oysa, görüntüler de ortada, K.K. da ortadadır. Herkesin gözleri önünde olan bir durum için tek bir kişinin şahsi, sübjektif yorumu özel bir referans teşkil etmez. Diğer bir deyişle, gayet net olan kamera görüntülerindeki kişinin K.K. olup olmadığının anlaşılması için B.K.nın özel teşhisine ihtiyaç yoktur. Dolayısıyla, B.K. nın teşhisinin bir önemi, ayrıcalığı ve özel bir hukuki değeri de yoktur. Nitekim, yanılmasından da bu anlaşılmaktadır. ÇÜNKÜ, GÖREN GÖZLERE SAHİP SIRADAN HERHANGİ BİR KİŞİ DAHİ BAKAR BAKMAZ GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN K.K. OLMADIĞINI RAHATÇA SÖYLEYECEKTİR. 

Kaldı ki emin olunmak için görüntülerle ilgili uzman ve bilirkişi incelemesi de istenebilir ve konu tam kesinlik kazanmadan, hatalı ve kişisel yorum ve teşhislere dayanılarak suçsuz bir insan, işlemediği hatta haberinin bile olmadığı bir suçtan ötürü durduk yere cezaevine gönderilmezdi.

B.K.nın teşhisine başvurulabilecek tek konu, sesini yalnızca kendisi duyduğu için, konuştuğu kişinin kim olduğunu tanıyıp tanımadığı, bu kişinin K.K. olup olmadığıdır. Ancak B.K. zaten bunun cevabını ilk başvuru dilekçesinde vermiş ve ARAYAN KİŞİNİN KİM OLDUĞUNU TANIYAMADIĞINI SÖYLEMİŞTİR.

Tüm bunların yanı sıra, aramanın tek muhatabı olan B.K. NIN, KENDİSİ BİLE KONUŞMANIN İÇERİĞİNİ VE ÜSLÜBÜNU TEHDİT OLARAK YORUMLAMADIĞI, DİLEKÇESİNDE TEHDİT EDİLME GİBİ BİR KONUDAN TEK BİR KELİME BİLE BAHSETMEDİĞİ HALDE, Sayın Hakim, her nasılsa, "selam iletilmesini", B.K. nın camiamız ile ilgili davadaki ifadesini değiştirtme amaçlı bir tehdit (!) olarak yorumlamıştır.

SONUÇ OLARAK, SIRF SAVCININ TALEBİ OLDUĞU İÇİN, TEK BİR KİŞİNİN, OBJEKTİF OLMAYAN, ALENEN HATALI BİR TEŞHİSİ GEREKÇE GÖSTERİLEREK, SUÇSUZ OLDUĞU APAÇIK ORTADA OLAN BİR İNSANIN, GÖZ GÖRE GÖRE TUTUKLANMASINI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. BUNUN NE HUKUKİ NE DE VİCDANİ BİR AÇIKLAMASI YOKTUR. 


Camiamıza düzenlenen kumpasta bazı medya mensupları da kullanılmaktadır!

Camiamıza rahatsızlık vermek ve mesaj göndermek adına tamamen suçsuz masum bir insanın gerçek dışı gerekçelerle tutuklanmasına yol açacak bir ortam oluşturulduğu açıktır. Tutuklama kararı çıkmasına neden olan sözde tehdit şayiasının arkadaş camiamıza ve sevenlerimize rahatsızlık vermek amacıyla bir kısım medyanın da kullanılarak özellikle kurgulandığını düşünmekteyiz.

Camia mensuplarımız insanları tehdit edecek karakterde kişiler değildir. Bu yöndeki asılsız iddialar, camiamıza husumetli kişilerce düzenlenen komploda kasıtlı olarak ortaya atılmaktadır. Camiamızı sözde suç örgütü gibi göstermek adına bu tür hayali senaryolara özellikle başvurulmaktadır. Bu nedenle her iddia yönünden gereken tüm incelemelerin özenle yapılması benzer haksızlıkların ve hukuksuzlukların bir daha oluşmaması için elzemdir.

Bu konuda basın kuruluşlarımıza da büyük görevler düşmektedir. Basın kuruluşlarımız kanunlara ve basın ilkelerine uygun habercilik yaparak vatandaşlarımızın haklarına sahip çıkmalıdırlar. Böyle yapmadıkları takdirde Türkiye’nin ve hükümetimizin aleyhinde sonuçlara yol açacaklarını unutmamalıdırlar. Yaşadığımız süreçte bir kısım basının bu önemli sorumluluğunu yerine getirmediği görülmektedir. Çünkü camiamıza husumetli kesimlerin hayali senaryoları ve bunların neticesinde yaşanan hukuksuzluklar gerçeklere aykırı yorumlar da katılmak suretiyle 18 aydır aralıksız kamuoyuna aktarılmaktadır.


Camiamıza yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalar aslında ülkemize ve hükümetimize zarar vermektedir!

Haberlerde karşımıza çıkan bu tür çarpıtmaların ülkemize, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümetimize zarar vereceği aşikardır. Çünkü böyle haberler yapıldığı sürece Türkiye’de hukuksuzluğun önü daha da açılmaktadır. İnsanlara iftira atarak hedeflerine ulaşmak isteyen odaklar basının arzuladıkları şekilde haber yaptığını gördükçe daha da büyük hukuksuzluklara yönelmektedirler. Böylece hukuksuz eylemlerin ve mağdur insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Hukuksuzluğun olduğu yerde huzurun, güvenliğin, refahın ve dostluğun kalmayacağı açıktır. Bunlar yaşandığında ise ilk başta zarar görenlerin arasında her zaman yönetici kadrolar da yer alır. Ülkemizde de huzur, güvenlik, refah ve dostluk azaldıkça eleştiri oklarının Sayın Cumhurbaşkanımıza ve hükümetimize yöneltildiği görülmektedir. Dolayısıyla son yıllardaki gelişmelere baktığımızda, kasıtlı olarak mağdur edilen insanlar üzerinden ülkemizin felakete sürüklenmesi projesinin yürürlükte olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle de başta devlet kurumlarımız ve basın kuruluşlarımız olmak üzere tüm halkımızı bu tehlikeli projeye karşı tedbir almaya davet ediyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.