İNSANLARA NEREDE VE KİMLERLE YAŞAYACAKLARINA DAİR BASKI VE DAYATMADA BULUNMAK HUKUKA VE ANAYASAYA AYKIRIDIR

Arkadaşlarımıza Nerede ve Kimlerle Yaşamaları, İkamet Etmeleri Gerektiğine Dair Baskı ve Dayatmada Bulunmak Kanuna, Hukuka ve Evrensel İnsan Haklarına Aykırı Anayasal Bir Suçtur!

 

Sayın Adnan Oktar ve camiamızın diğer mensupları uzun yıllardır bir arada yaşamakta olan bir arkadaş grubudur. Suç örgütü olmadıkları gibi kaldıkları yerlerde örgüt evi değildir. Senelerce bir arada yaşamış olan insanların, konutlarında tek bir şikayete dahi maruz kalmamış olmaları bunun bir delilidir.

Bir arada yaşamak istemelerinin hem ahlaki hem de dini nedenleri vardır. Öncelikle hiçbir beklenti gözetmeksizin birbirlerini çok sevmektedirler. Bu sevgilerinin kaynağı ise Allah’a olan derin bağlılıklarıdır. Birbirleri ile yaşamalarının ailelerine düşmanlık duydukları şeklinde yorumlanması ya da gayri kanuni imiş gibi gösterilmeye çalışılması hiçbir mesnedi olmayan büyük bir hatadır. Bu hatanın nedenleri şunlardır:

 

➤ Sayın Adnan Oktar ve Arkadaşlarımız Hiçbir Şekilde Ailelere Düşman Değildir

Uzun zamandan beridir camiamıza husumet duyan küçük bir grup; mensuplarımızın ailelerine sözde düşman olduğu şeklinde bir yanılgı yaratmaya çalışmaktadır.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız Kuran ayetlerine uygun yaşamayı kendilerine esas almış insanlardır. Bu nedenle aileleri ile olan ilişkilerini de Kuran ayetlerini esas alarak düzenlemişlerdir. Yani her ne olursa olsun ailesine karşı şefkatli ve alçakgönüllü bir tavır içindedirler.

Allah Kuran'da, "Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Bana'dır." (Lokman Suresi, 14) hükmüyle insana annesine ve babasına karşı iyilikle davranmasını emretmektedir.

Kuşkusuz anne ve babanın evladı üzerindeki çabası çok büyüktür. Annesi pek çok güçlüğe göğüs gererek onu dokuz ay boyunca karnında taşımış, doğurmuş ve her türlü fedakarlığa katlanarak büyütmüştür. Babası da onu yetişkin bir yaşa eriştirebilmek için büyük emek harcamıştır. İnsanın kendisine gösterilen bu güzel ahlakı ve emeği görmezlikten gelerek anne babasına karşı büyüklük taslaması, onlara karşı merhametsiz bir tavır içerisinde olması mümin ahlakıyla bağdaşmaz. Bu nedenle Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız her tavırlarında, mümin ahlakının gerektirdiği şekilde güzel davranmaya çok dikkat ederler.

Allah; "… Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Nisa Suresi, 36) ayetiyle, insana anne babasına karşı güzellikle davranmasını ve onlara karşı böbürlenen bir tavır göstermekten sakınmasını buyurmaktadır. Bir başka ayette Allah inananların ailelerine karşı çok ince düşünceli bir tavır içerisinde olması gerektiğini de şöyle açıklamaktadır:

Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara, "öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, anne ve babasına karşı "öf" bile demeyecek kadar saygılı ve hürmetkar bir üslup içerisinde olma gayretindedirler. Alabildiğine alçakgönüllü ve anlayışlıdırlar ve ellerinden geldikçe ebeveynlerine daima güzel söz söylemektedirler.

Her arkadaşımız, anne-babası kendisini yetiştirip büyütürken nasıl emek verdilerse, yaşlılığa eriştiklerinde de kendisi onlara karşı aynı sabırlı ve şefkatli üslup içerisinde olması gerektiğini çok iyi bilmektedir. Kendileri de anne babasının kusurlarına anlayışlı davranmakta, ihtiyaçlarına şefkatle yaklaşmaktadırlar. Her ne olursa olsun onlara karşı kızgın ya da tahammülsüz bir üsluptan kaçınırlar. Çünkü bunun Kuran’da Allah’ın sevmediği bir davranış olacağını bilirler ve ahiretten korkarak her zaman en güzel davranışlarda bulunmaya çalışırlar.

İnsanın anne babasının Allah'a isyan halinde olması durumunda ise Kuran'da bildirilen ölçü, din konusunda onlara itaat etmemek ama yine de onlarla iyi geçinmek şeklindedir. Kuran'da müminin göstermesi gereken bu davranış şöyle açıklanmaktadır:

Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın)da onları iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. (Lokman Suresi, 15)

Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Bana'dır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)

Kuran ayetlerine uymayı gaye edinmiş olan camia mensuplarımızın anne ve babalarına karşı tutumları bu ayetlerde tavsiye edilen üslupta olmuştur. Buna karşın arkadaşlarımızın tamamının ailelerinin sözde adeta can düşmanı olduğuna dair bir algı operasyonu yapılmaya devam edilmektedir.

İlginç olan, Adnan Oktar davası sırasında sürekli olarak söz konusu 6-7 ailenin gündem yapılması, fakat geri kalan yaklaşık 250 aileden hiç bahsedilmemesidir. Camiamız içinde herkes aileleriyle oldukça iyi ilişkiler içindedir; irtibatları hiçbir zaman kesilmemiştir. Yıllardır hemen herkes sosyal medyada aileleriyle fotoğraflarını paylaşmakta, aileleriyle birlikte girişimlerde bulunmakta, iş kurmakta, hatta kimileri, ilerlemiş yaşlarına rağmen halen ailelerinin yanında yaşamaktadırlar. Kimi aileler çocuklarının yanına taşınmışlardır. 

Bakıma muhtaç olan ailelerle başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere camiamızdaki herkes yakından ilgilenmektedir. Ameliyatlarıyla, bakımlarıyla ilgilenenler, hastanede kaldıklarında başlarında refakatçi olarak bekleyenler, kan ihtiyacı olduğunda koşarak kan verenler ve yaşlılıktan kaynaklanan sorunlarına çözüm yolları bulanlar yine bu gruptan kişiler olmuştur. Aile kutsaldır ve bunu en iyi bilen ve yaşayanlardan biri, Allah’a, Kuran’a bağlı yaşamayı kendine düstur edinmiş olan Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızdır.

Söz konusu aileler, cezaevi dönemlerinde kendi çocuklarına en büyük desteği göstermiş, onları hiçbir şekilde yalnız bırakmamış ve onların uğradıkları iftiralara hiçbir zaman inanmamışlardır. Cezaevlerinin açık görüş günlerinde kumpasçı grubun tehditlerine ve baskılarına maruz kalmalarına rağmen hep kendi çocuklarının daima yanında olmuşlardır.

Hemen her aile, çocukları İstanbul dışında farklı şehirlerde cezaevlerine gönderilmiş olmalarına rağmen, onlara destek olmak için oldukça uzak şehirlere neredeyse her hafta ziyarette bulunmuşlardır. Bunun bir kumpas davası olduğunu çok iyi bildikleri için her aşamada desteklerini daha da arttırmışlardır. Cezaevi sürecini takiben İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davamızın hemen her celsesine katılmış ve oturdukları koltuklardan sevgi gösterileri içinde bizlere olan desteklerini esirgememişlerdir.

Bu süreç boyunca, kumpasçı grup tarafından aldatılan ve sürekli manipüle edilen 6-7 ailenin tamamen gerçek dışı açıklamaları basında oldukça geniş yer tutarken, kendi çocuklarını destekleyen yaklaşık 250 ailenin fikrine kimse danışmamıştır. Onların görüşünü kimse almamıştır. Onların destek mesajları gündem olmamıştır. Daha da ilginci, çocuğunu destekleyen bir anne, yaptığı bir basın açıklaması sonrası tutuklanmış ve 14 ay cezaevinde kalmıştır.

Sözde itirafçı olması için zorlanan bazı kişilerin kendi aileleriyle görüştürülmediği iddiası tümüyle gerçek dışıdır. Açık deliller, arkadaşlarımızın aileleriyle çok vakit geçirdiğini göstermektedir. Sadece telefon ve HTS kayıtları bile bunu ispat etmeye yetecektir ki bu kayıtların bazıları şu an mahkemeye sunulmuş durumdadır.

Arkadaşlarımız, çok uzun yıllar boyunca sık sık ailesini ziyarete gitmişler ve bolca görüşmüşlerdir. Aynı kişiler tek başına dilediği gibi dışarı çıkıp dolaşmışlardır, dolayısıyla, diledikleri zaman ailelerini ziyarete gitme gibi bir özgürlüğe de sahiptirler. Sadece ailelerinin evlerine değil, ailesinin şehir dışındaki yazlıklarına bile çeşitli ziyaretlerde bulunmuşlardır. Ayrıca sahilde, kafede, AVM’de vb. aileleriyle vakit geçirmişlerdir.

 

➤ İnsanların Sevdikleri İnsanlarla Yaşamak İstemesi Gayri Ahlaki veya Gayri Kanuni Bir Durum Değildir

İnsanların kendisini en huzurlu ve güvende hissettiği yer evidir. Herkes evinde en sevdiği kişilerle birlikte yaşamak ister. İnsanların sevgi birlikteliği yaşadığı kişiyle evlenerek aynı evde yaşamaya başlamasının mantığı da budur. Herkes sevdiği arkadaşlarıyla da birlikte yaşamak ister ve ekonomik ve kişisel koşullar doğrultusunda herkes bu arzusunu gerçekleştirmeye çalışır.

Arkadaşlarımız da birbirlerini çok seviyorlar. Reşit bireyler olarak sevdikleri kişilerle birlikte yaşamayı tercih ediyorlar. İyi anlaştıkları, sağlıklı iletişim kurabildikleri arkadaşlarıyla birlikte yaşıyorlar. Ortak ilgi alanları olması, birlikte zaman geçirmekten hoşlanıyor olmaları uyum içinde, huzurlu, güvenli ve sevgi dolu bir ev ortamında yaşamalarını sağlıyor.

Nasıl ki bir kişi evlenirken bu durum onun ailesini sevmediğini göstermiyorsa, arkadaşlarıyla yaşayan kişiler de aileleriyle problemliymiş gibi algılanmamalıdır. Aile fertlerinden başkalarıyla da vakit geçirmesi kişinin ailesini sevmediğini göstermez. Kişi ailesini sever ama arkadaşlarıyla gezer, kafeye gider, ev oturmasına gider. Çok sevdiği arkadaşlarıyla bir evde yaşamak da isteyebilir. Arkadaşlarımız ailelerini de çok seviyor, sıkça görüşüyor; ve arkadaşlarıyla birlikte yaşamayı tercih ediyorlar.

Arkadaşlarımızın sevdikleri insanlarla birlikte yaşamasının engellemesi, sevginin engellenmesi anlamına gelecektir. Birbirini seven, bir aradayken mutlu olan insanların ayrı ayrı evlerde olmaya zorlamak tuhaf ve yanlış bir tutumdur. Birlikte yaşamaları gibi normal bir davranış engellenirse, birlikte bir kafede buluşmaları da engellenir, birbirlerini aramaları da engellenir; sonuç olarak insanlar sevgisizliğe mahkum edilir. Halbuki kimse mutsuz yaşamaya zorlanamaz. İnsanlar sevdikleri insanlarla istedikleri gibi bir hayat sürmekte özgürdürler.

Bir arada yaşayan insanlar birbirlerinin her ihtiyacında birbirlerine destek olabilirler. İnsan severse para da verir, evlenir de, maddi manevi destek verir. Hastayken yanında olur, yorgunken yanında olur, her anında moral verir ve destek olur. Arkadaşlarımız da sevdikleri kişileri sürekli desteklemek ve yardımcı olabilmek için birlikte yaşıyorlar. Birbirine kol kanat geren insanları ayrı yaşamaya zorlamak bu kişileri bencil yaşamaya zorlamak anlamına gelir. İnsanların birbirlerini çok sevdikleri için aynı evde yaşamak istemelerini tuhaf karşılamak mantıksızdır. Herkesin sevdiklerinden uzak yaşadığı bir hayat kabus gibi olur. Sevgisiz bir dünya bir ateş çukurunda yaşamak gibidir. Kimse kimseyi böyle bir hayata zorlayamaz. Arkadaşlarımız sevdikleri insanlarla yaşamakta özgürdürler.

 

➤ Arkadaşlarımızın Bir Arada Yaşamak İstemesinin Nedeni Çıkar Elde Etmek değil Allah Sevgisidir

Allah dindar insanların kalplerini özel olarak ısıttığını Kuran’da bizlere bildirmiştir. Arkadaşlarımızın arasındaki güçlü sevgi ve bağlılık da bunun bir tecellisidir. Allah, aramızda özel bir sevgi yarattı. Biz bir nimet olarak “sevgi”yi yaşamayı nasip etti. Bizler de Allah’ın bu büyük nimetine karşılık, Kuran’da buyurduğu gibi hep bir arada, birbirimize destek olarak yaşıyoruz. Dağılıp ayrılmıyoruz ve ayrılmayacağız inşaAllah.

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)

Arkadaşlarımız Kuran’da anlatılan cennet ortamını hayata geçirmeye çalışan insanlardır. Dindar insanların bir arada olmaları, Allah’ı çok zikretmeleri ve birlikte Allah Yolunda azim ve sabır göstermeleri, birbirlerinin vicdanını desteklemeleri Kuran’da açıklanmıştır. Arkadaşlarımız da dindar arkadaşlarıyla birlikte yaşayarak, Kuran ahlakının her hükmünü titizlikle yerine getirmeye gayret ediyorlar. Birlikte Kuran okuyorlar, tefekkürlerini paylaşıyorlar.

Sen de sabah akşam O´nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ´istek ve tutkularına (hevasına)´ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf 28)

Arkadaşlarımızın bir arada yaşamalarının nedeni ailelerine düşman olmaları değil, Kuran ahlakını beraberce yaşamak ve bu konudaki deneyimlerini paylaşmak istemeleridir.

 

➤ Allah’ın Kuran’da İnananların Bir Arada Yaşamasını İstemesinin Türlü Hikmetleri Vardır

Müslümanların en önemli görevi dinsizlikle fikrî zeminde mücadele etmektir, Allah’ın varlığını, birliğini, hak dini açıklamaktır. Arkadaşlarımız da tebliğ yaparken dinsizlikle, Darwinizm’le, komünizmle, anarşizmle, PKK terörü ile, FETÖ ile, İngiliz Derin Devleti ile fikrî zeminde mücadele ediyorlar. Allah’ın varlığını, birliğini gösteren bilimsel delilleri çok çeşitli kanallardan yayınlıyorlar. İnternet siteleri kuruyorlar, A9 kanalına içerik hazırlıyorlar vb. İslam’daki sevgiyi geniş kitlelere yaymak için gayret ediyorlar. Tüm bu güzel çalışmalarda birbirleriyle fikirlerini paylaşmak, istişare içinde olmak için de birlikte yaşamayı tercih ediyorlar. Çünkü Allah Kuran’da dinini savunan müslümanların birbirine kenetlenmesini sevdiğini buyurmuştur:

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saff Suresi, 4)

Kuran’da Allah’ı zikretmenin en büyük ibadet olduğu bildirilmiştir. Allah’ı anmak, Allah’tan bahsetmek, O’na olan sevgimizi çokça ifade etmek bir Müslüman’a çok mutluluk verir. Tabii ki Allah’ı çok zikredebilmek için, Allah’ı aynı şekilde çok seven insanlarla bir arada bulunmak gerekir. Böylece uzun uzun çok sevdiğimiz Rabbimiz’i anabiliriz. Arkadaşlarımızın birlikte yaşamasındaki güzellik de budur. Kuran’da buyurulduğu gibi, Allah’ı anmak en büyük ibadettir. Birlikte yaşadıkları evlerde Allah’ı çok anan arkadaşlarımızı ayırmak, en büyük ibadetin daha az yapılmasına neden olur, Allah korusun.

Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)

Allah, Kendisi’nin çok anıldığı evlerde nur ve bereket yaratır. Bunu Kuran’ın Nur Suresi’nde bizlere müjdelemiştir. Arkadaşlarımızın evlerinde de bu nur ve huzur çok büyük bir güzellik olarak gözler önündedir. Kimse bu güzel evleri terk etmek istemez. Arkadaşlarımızın mutlu oldukları evlerde yaşamak istemeleri en doğal haklarıdır. Allah’ın ayetlerinin tecelli ettiğine şahit oldukları bu nurlu ortamlarda arkadaşlarımız sevgiyi doyasıya yaşamaktadırlar.

(Bu nur) Allah’ın, onların yüceltilmesine ve İsminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36)

Şurası çok önemli ki arkadaşlarımızın her biri birbirinin yüksek karakterine, güzel ahlakına şahitler; bu nedenle birbirlerini çok seviyorlar. Her biri Allah’ın cennetinde Peygamberler, veliler, salihlerle birlikte olmak için ahlaklarını en yüksek seviyeye çıkarmak için gayret ediyorlar. Her hatalarından ders çıkarıp düzeltmeye çalışıyorlar. Birbirlerini sonsuz ahiret arkadaşı, kardeşi olarak gördükleri için her tavır ve sözlerinde son derece özenli davranıyorlar. Bu da aralarında çok güçlü bir sevgi bağı oluşmasına vesile oluyor. Birbirlerinin Allah’a aşık olduğuna şahit olan insanların birlikte yaşaması Kuran’ın çok güzel bir hükmüdür ve Müslümanlar için bir müjdedir:

Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğrularla birlikte olun. (Tevbe Suresi, 119)

Mü'minler ancak kardeştirler. (Hucurat Suresi, 10)

Şu anda ev hapsinde olan arkadaşlarımızın birbirlerini ziyarete gitme imkanları da yok. Çünkü evlerini terk edemeyecekleri şekilde ayaklarından kelepçeli durumdalar. Birbirini seven insanların aynı evlerde kalmak yerine birbirlerine hasret duyacak şekilde ayrı kalmasını beklemek vicdansızlık olur. Kimse sevdikleriyle birlikte olamamanın hüznünü yaşamak istemez; herkes imkanları dahilinde tüm sevdiklerini yanında tutmak ister. Arkadaşlarımız da bu nedenle geniş evlerde kalabalık şekilde birlikte kalıyorlar ve mutlu yaşıyorlar.

 

➤ Arkadaşlarımızın Ailelerinden Ayrı Evlere Çıkmış Olmalarının Günlük Hayat İçinde Doğal Sebepleri Vardır 

Arkadaşlarımıza yönelik örgüt suçlaması tamamen asılsız bir iddiadır. Dünyanın her yerinde her sosyal kesimden insanın yaptığı davranışlar, zorakî çarpıtmalarla sözde suç gibi gösteriliyor. Arkadaşlarımızın sevdikleri ve iyi anlaştıkları arkadaşlarıyla aynı evde yaşaması da bunlardan biridir. İyi anlaştığı kişilerle aynı evde yaşamak son derece doğaldır ve günlük hayatın içinde bunun binlerce gerekçesi ve faydası vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Değişken yayın saatlerinde ailesini rahatsız etmek istememek

A9 TV 'de canlı yayın programlarına çıkan arkadaşlarımız, kimi zaman yayınların geç saatlere kadar sürmesi nedeniyle, ailesinin uyuduğu saatlerde eve girip onları rahatsız etmek istemediler. Anne babasının geç saatlerde uyanmasına kıyamadıkları için sevdikleri ve iyi anlaştıkları arkadaşlarıyla bir arada kaldılar. Böylece yayına da birlikte gidip geldiler ve bu da hayatlarını kolaylaştırdı.

– Uyku saati uyuşmazlıkları

Özellikle esnek çalışma saatleri olan, örneğin dış ticaret yaptığı için çalıştığı ülkenin saatlerinde çalışması gereken arkadaşlarımız günlük saatlerde uyumaya ihtiyaç duyuyorlar. Ayrıca yayına katılan ya da yayını canlı izlemek isteyen arkadaşlarımız da geç saatlerde uyanık olabiliyorlar. Bunun yerine de gündüz saatlerinde uyuyorlar. Gerek günlük doğal gürültüler, gerek misafirler nedeniyle ailesinin yanında gerekli sessiz ortamı elde edemeyen arkadaşlarımız sevdikleri arkadaşlarıyla kalmayı tercih ediyorlar. Böylece uyku düzenlerini koruyorlar.

Ailesinin tüm sosyal yaşantısını kendi uyku düzenine göre değiştirmesine kıyamadığı ve ayrıca bunun mümkün de olmadığı durumlarda arkadaşlarımız, uyum sağlayabildikleri arkadaşlarıyla kalıyorlar. Sevdikleri arkadaşları içinden; aynı saatlerde aktif olduklarıyla ve sessiz ortam sağlayabilenlerle birlikte kalıyorlar ya da çok geniş evlere geçerek sessiz ortam konusunda sorunsuz yaşıyorlar. Buradan anlaşılacağı gibi birlikte kalmaları son derece insanî ve faydalı oluyor.

– Sessiz çalışma ortamı ihtiyacı

Özellikle evden çalışan ya da ofisten döndüğünde çalışması gereken arkadaşlarımızın sessiz çalışma ortamına ihtiyacı oluyor. Ailesiyle kalan arkadaşlarımızın; misafirler, günlük gürültüler, televizyon sesi ve diğer sesler nedeniyle ihtiyaç duydukları ortamı elde edemediği durumlar oluşuyor. Bu açıdan daha rahat ettikleri koşullarda sevdikleri arkadaşlarıyla kalmayı tercih ediyorlar ve bu da zaten en doğal haklarıdır.

– Ailesi yurt dışında / şehir dışında olan arkadaşlarımız

Bazı arkadaşlarımızın ailesi şehir dışında ya da yurtdışında olabiliyor. Doğal olarak bu kişiler İstanbul’da sevdikleri arkadaşlarının yanında kalıyorlar.

Bunun dışında, ailesi İstanbul’da olduğu halde uzak yerlerde oturan arkadaşlarımız da birlikte kalmayı tercih etmektedirler. Sıkça bir araya gelmeyi seven arkadaşlarımız uzakta oturan ailelerinin yanından İstanbul trafiğinde uzun mesafeler kat etmek zorunda kalmak istememekte, arkadaşlarıyla birlikte kalmayı tercih etmektedir.

– Hayat kalitesini arttırmak

Bunun yanında, daha elit, daha kaliteli semtlerde kalma imanını değerlendirmek için de insanlar ailelerinden ayrı eve çıkabilmektedirler ve bu gayet doğal bir durumdur. Bazı muhitlerde yaşamak; sokak tacizlerinden rutubetli sağlıksız evlere kadar sayısız dezavantajı barındırır. Böyle durumlarda arkadaşlarımızdan ekonomik seviyesi daha iyi durumda olanlar diğerlerine Allah rızası için destek olmaktadırlar.

Ekonomik seviyesi dar durumda olan arkadaşlarının maliyetlerini üstlenerek onlarla birlikte aynı evde yaşayan arkadaşlarımız vardır. Böylece hem sevdikleri insanlarla sürekli birlikte olabilmekte, hem de ihtiyaç içindeki arkadaşlarına yardımcı olmanın iç huzurunu yaşamaktadırlar.

– İş yerine daha yakın yerde kalmak istemek

İş hayatında herkes kendi kariyer fırsatları doğrultusunda hareket eder ve bazı durumlarda ailesi ile kaldığı evden uzak bir muhitte çalışmak zorunda kalabilir. Özellikle İstanbul trafiği göz önünde bulundurulduğunda, insanların sevdiği arkadaşlarıyla birlikte işyerine yakın yerlere taşınması tabii ki daha avantajlıdır.

– Arkadaşlarını dilediklerince konuk edebilmek

Arkadaşlarını sıkça misafir etmeyi herkes sever. Ailesi ile kalan arkadaşlarımızda ev her zaman müsait olamadığı için bu konuda imkanları kısıtlanabilir. Arkadaşlarıyla kalarak her gün sevdikleri insanlarla bir araya gelebilir, istediği gibi misafir ağırlayabilir. Arkadaşlarımız da sevdikleriyle ayrı eve çıktıklarında bu gibi avantajlar elde ettiler.

Kuşkusuz bunlar, arkadaşlarıyla kalan milyonlarca vatandaşımız için de geçerli sebeplerdir. Bunlar gibi yüzlerce doğal sebep sayılabilir. Buradan açıkça anlaşılacağı üzere, insanların iyi anlaştığı kişilerle birlikte kalması asla suç değildir. Aksine; gayet insanî, normal, doğal bir durumdur. İnsanın sevdikleriyle birlikte yaşaması akla uygun, vicdana uygun, ahlaka uygun, Türk toplum yapısına uygun, sosyal hayata uygun, insan psikolojisine uygun, dine uygundur. Bunun ötesinde, hukuka kesinlikle uygundur.

 

➤ Reşit Kişinin Evinden Ayrılması Uzmanlarca da Desteklenen, Kanunen Mahzuru Olmayan Doğal Bir Davranıştır

Pek çok akademik yayında kişinin evden ayrılması, sevdikleriyle yakın ilişki kurması kişisel gelişim açısından desteklenmektedir. Aileden ayrı yaşamanın kişinin karakter gelişimi, sağlıklı insan ilişkileri kurması vb. konularda faydaları tespit edilmiştir. Aileden ayrı yaşamak ayrıca kariyer oluşturmanın da başlangıcı olarak kabul edilmektedir. (Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Saint Clements Üniversitesi Türkiye Yayınları, Ankara / Nisan 2015, s. 18)

Benzeri yayınlarda sürekli ailenin yanında kalmayarak ayrı eve çıkmanın olumlu yönleri şöyle belirtilmektedir:

  • Erken yaşta kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak kişiyi zorluklara karşı daha dayanıklı kılar.
  • Kişi kendini daha iyi tanır, bir birey olarak yapabileceklerinin sınırlarını görür.
  • Hayatının bütün sorumluluğunu elinine almış kişi hayat hakkında çok daha doğru ve tecrübe edilmiş bilgilere sahip olacaktır.
  • Kişinin ilk başlarda daha ürkek, çekingen ve korkak olma ihtimali varsa da bunlar kişinin sonradan daha planlı programlı ve temkinli birine dönüştürecektir.
  • Kişinin hayatta er geç tek başınıza kalacağı bir an gelecektir. Kişi o ana ne kadar hazırlıklı olursan o kadar iyidir. Evden ayrılma bu hazırlığa çok erken başlamak demektir.
  • Kişi kendi kararlarını kendi alacağı için etrafınızda suçlayacağı kimse olmayacak, bu da kişiye doğru kararlar alma becerisi kazandıracaktır.
  • Evden ayrılan kişi paranın kıymetini öğrenir, paranın her şey olmadığını görür.
  • Kişi ailesinin kıymetini daha iyi anlar kendisi için zorluklara ne kadar çok katlandıklarını fark eder.
  • Kişi kendi sorunlarınızı kendiniz çözer, bu kişiye kendine yetmeyi öğretir.
  • Kişi ihtiyaçlarını görür, zevklerini keşfeder, bu kişiyi inanılmaz bir keşif yolculuğuna çıkarır.
  • Kişi ailesinin desteğine ne kadar uzun süre maruz kalırsan, hayata karşı refleksleri o kadar zayıflar, kişi ailesinden ayrılarak erkenden kendi yoluna gittiğinde bunun önüne geçer.
  • Evden ayrılan kişi başkaları ile girdiği ilişkiler ile, hayatı paylaşmayı daha iyi öğrenir.
  • Kişi hayatın zorlukları karşısında pes etmemeyi, kaçacak yer aramamayı, sorumluluklarını başkalarına havale etmemeyi öğrenir. Kriz yönetimi konusunda kendisini çok iyi geliştirir.

Pek çok akademik yayında gençlerin imkanları ölçüsünde kendi ayakları üzerinde durması tavsiye edilmektedir. Yaşı otuzuna gelmiş hatta geçmiş, üniversite mezunu, kendi işleri ve dünya görüşleri olan, ayakları yere sağlam basan insanların istedikleri kişilerle yaşaması hem psikolojik hem de sosyolojik olarak oldukça doğaldır. Bu nedenle Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın bir arada yaşamasına engel olmaya çalışmak yalnız hukuki olarak değil bilimsel olarak da mahzurlu bir çabadır.

 

➤ İnsanların Sevdikleriyle Birlikte Yaşaması Hukuka Tamamen Uygundur

Her insan sevdikleriyle aynı evde yaşamakta özgürdür. Bu, temel hak ve özgürlükler arasındadır. Hukukçular “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı” olarak ifade edilen hakkı, Anayasamız’dan net olarak bilmektedirler. Bu hak, 1982 Anayasası 19. maddede; “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir. Ayrıca Anayasa’mızın 17. maddesi de kişi temel hak ve özgürlüklerine vurgu yapmaktadır: “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 2007/85 Esas sayılı, 2009/42 nolu 5.3.2009 tarihli kararında, 18 yaşından küçüklerin bile ailelerine haber verdikleri halde evlerinden ayrılamaması şöyle eleştirilmiştir:

“TCK.nun 234/3 maddesi 18 yaşından küçük kimselerin evinden ayrılırken kanuni temsilcisinin rızasını almak zorunda olması ve rızası olsa dahi evi terk edememesi fiili kişi hak ve hürriyetlere aykırıdır. Kişinin yetkili makamlara haberdar veya kanuni temsilcinin iznine tabi kılınarak evden ayrılması Anayasamızın 17. maddesinde belirtilen “maddi ve manevi varlığını geliştirme” imkanını yerine getirmesine engeldir, kişi hürriyetlerine de aykırıdır. Zira, bu madde ile kişi özgürlüğü ve temel hak ve hürriyetleri Anayasamızın belirtilen maddelerine aykırı bir şekilde kısıtlamaktadır. Yine kişinin evden ayrılırken yetkili makamları ve ailesini haberdar edilmek zorunda bırakılması Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğine ilişkin Anayasa hükmüne de aykırıdır...

Bu noktada önemle hatırlatmak gerekir ki reşit bir bireyin sevdiği kişilerle istediği gibi kalmasını engellemek “hükümete karşı suç”tur. Hukukta bu suç; “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” olarak tanımlanır. (TCK 109) Bir diğer adı da “hürriyeti tahdit suçu” olarak bilinir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, bir kimsenin “bir yere gitmek” veya “bir yerde kalmak” özgürlüğünden mahrum edilmesidir. Yani, fail tarafından mağdurun serbestçe hareket etmesinin engellenmesidir. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu, bireylerin kendi istekleri ve serbest iradeleriyle hareket etme özgürlüğünü güvence altına alan bir suç tipidir.

Kişinin istediği yere gitme hakkı olduğu gibi bulunduğu yerde istediği gibi ve istediği kadar kalma, kendi özgür iradesiyle hareket etmeme hakkı da vardır. Kişinin bir yerde kalması başkası tarafından engellendiği takdirde suç, “bir yerde kalma hürriyetinden yoksun bırakma” seçimlik hareket ile işlenmiş olur.

 

➤ Aileler ile Görüştürülmeme ve Örgüt Evleri İddiaları Hukuken Mesnetsizdir

Camia mensuplarımızın tamamı 18 yaşından büyüktür. Medeni Kanuna göre, 18 yaşını geçmiş her birey "hukuki fiil eylemi açısından" tam yetki ve sorumluluk taşımaktadır. Dolayısı ile nerede yaşayacağı, kimlerle ne kadar görüşeceği gibi pek çok gibi konuda kendi tercihini yapmakta özgürdür. 18 yaşını geçmiş kişilerin, kadın ya da erkek, yaşayacakları evler konusunda ise, kanun gereği ailelerin bile müdahale hakkı bulunmamaktadır. 

18 yaşını geçmiş bireylerin temel hak ve özgürlükleri, Anayasa ile koruma altına alınmış durumdadır. Kişinin özel hayatı ve konut dokunulmazlığı "Anayasa'daki temel haklar" arasında bulunmaktadır. Bu temel haklar, Anayasa koruması altında olduğundan, herhangi bir kanunla kısıtlanmaları sözkonusu yapılamaz. Kişilerin yaşamını başkalarına zarar vermeden düzenleme ve sürdürme hakkı vardır ve bu hak Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden biridir.

Yani, 18 yaşını geçmiş bireylerin, özel mülkiyette bir evde bulunmalarına bir kısıtlama getirilmesi ya da müdahale edilmesi Anayasa'ya "esastan aykırı” olacaktır.

Kaldı ki arkadaşlarımızın çok büyük bir kısmı 30 yaşından büyük, üniversite mezunu ve iş güç sahibi insanlardır. Bu insanların elinin altındaki cep telefonu ve bilgisayar ile bağlandıkları internet aracılığıyla dünyanın dört bir tarafı ile her an bağlantı kurma imkanları olması “kandırıldıkları”, “evlerde hapis tutuldukları” ya da “aileleri ile görüştürülmedikleri” yönündeki tüm iddiaları geçersiz kılmaktadır.

Davada gerek şikayetçi olanlar gerekse şu an sanık konumunda olan şahısların Sosyal medyaya paylaştıkları fotoğraflara bakıldığında AVM’lerde, otellerde bulundukları, devletin en üst kademesindeki insanlarla bile görüşmelere gittikleri göze çarpmaktadır. Bu durum arkadaşlarımızın bir kısıtlamaya tabi olmadıklarının, istedikleri zaman istedikleri yere gidebildiklerinin en büyük delillerinden birisidir.

Eğer aksi olsaydı, gittikleri görüşmelerde bugün iddia edilen kısıtlamalardan bahsedip yardım istemeleri oldukça kolay olurdu. Ancak böyle bir olay hiç vuku bulmamıştır. Kaldı ki söz konusu kişiler, aileleriyle buluşmalarını gösteren fotoğrafları sosyal medyada paylaşmışlardır. Böyle iken sonradan “ailelerimiz ile görüştürülmüyorduk” şeklinde verilen ifadelerin asılsız olduğu ortadadır.

Şu da çok önemli ki 11 Temmuz 2018 tarihinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza karşı düzenlenen polis operasyonunda girilen evlerin hiçbirinde tek bir suç unsuru bile ele geçirilmemiştir. Söz konusu evlerde ne hapsedilmiş insanlara, ne şantaj malzemelerine, ne de kanun dışı maddelere rastlanmamıştır. Buna karşın yasalara ve devletimize saygılı insanların oturduğu, hiçbir suç kaydı bulunmayan insanların oturduğu bu evlere ısrarla “örgüt evi” denmesi büyük hatadır. Bu evlerin örgüt evi olarak isimlendirilmesi için ne hukuki ne de ahlaki hiçbir gerekçe mevcut değildir. Evlerde yaşayanlar da örgüt üyesi değil, birbirini çok seven arkadaşlardır. Eğer iddia edildiği gibi buralar gerçekten birer örgüt evi olsaydı içlerinden sabıkalı suçlularla birlikte birçok suç unsuru ele geçirilmesi gerekirdi; ancak böyle olmamıştır.

 

➤ Hiçbir Gerekçe Olmamasına Karşın İnsanları Birbiri ile Görüştürmemek ve Belirli Yerlerde İkamet Etmeye Zorlamak; Temel Hak ve Özgürlüklerin İhlalidir

Herkesin başkalarının hak ve özgürlüklerine müdahale etmeden kendi yaşamını istediği gibi düzenleme hakkı vardır. Buna rağmen ortada hiçbir somut gerekçe olmamasına karşın arkadaşlarımıza “birbirinizle görüşemessiniz, bir araya gelip toplanamazsınız” demek Anayasamıza, temel insan hak ve özgürlüklere aykırıdır. Şöyle ki;

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’de 11. maddede yer alan “Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak hakkına sahiptir” ifadesi insanların ister aileleri, ister arkadaşları isterse aynı görüşü savunan kişilerle bir araya gelme özgürlüklerini garanti etmektedir. Hiçbir makul gerekçe olmadan insanların bir araya gelmesini engellemek; toplantı özgürlüğünün ihlalidir. Kaldı ki ülkemizde adam öldürmüş, hırsızlık yapmış en azılı sabıkalıların bile istedikleri zaman bir araya gelmeleri, hatta aynı evde yaşamaları kısıtlanmazken hiçbir suça karışmamış, vatanını ve milletini seven arkadaşlarımızı zorla ayrı tutmaya çalışmak büyük haksızlıktır.

Arkadaşlarımız aileleri ile beraber yaşama ya da onlarla görüşme konusunda tamamen özgür olmalıdırlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 8. maddede “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahip” denmektedir. Dolayısıyla arkadaşlarımızı, ortada hiçbir mücbir sebep yok iken, yaşamaları için belli bir yere zorlamak Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalidir.

Çoğu 30 yaşını geçmiş, kendi işi, kendi yaşam tarzı olan bir insanlar aileleri ile beraber yaşamamak ile suçlanmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nda “ailesi ile görüşmemek, ailesi ile yaşamamak” şeklinde tanımlanan bir suç yoktur. Böyle iken, insanları ‘ailesiyle görüşmemek’ ile suçlamak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde “Kanunsuz Ceza Olmaz” başlığı ile verilen 7. maddenin ihlalidir. Bu madde şöyledir:

“Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz.”

İnsanların nerede kimlerle yaşayıp yaşayamayacaklarının tartışılır hale gelmesi, hele ki bunun mahkemelerde dillendirilmesi temel insan hak ve özgürlüklerini koruyan bir hukuk devletine aykırı düşmektedir. Arkadaşlarımızayaşayacakları yerleri dayatmak ülkemizin giderek artan insan hakları ihlalleri iddialarına yeni bir ekleme yapmak olacaktır.

 

SONUÇ

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, hiçbir suça bulaşmamışlardır. Dünya üzerindeki her insan gibi, sevdikleri insanlarla birlikte yaşamayı tercih etmektedir. Tek beklentileri de, kimseye hiçbir zararı dokunmayan bu tercihlerine saygı duyulmasıdır.

Arkadaşlarımıza sevdikleri insanlarla birlikte yaşamasının hiç kimseye bir zararı yoktur. Arkadaşlarımızın aileleri asla bu duruma bağlı bir mağduriyet yaşamamaktadırlar. Çünkü arkadaşlarımız ailelerini çok sevmekte ve her ihtiyaçları olduğunda yanlarında olmaktadırlar. Hastalandıklarında ilgilenmekte, günlük hayatlarında da sıkça görüşmekte ve destek olmaktadırlar.

Dünyadaki hemen her insanın ailesinin yanından ayrıldığı bir gün vardır. Arkadaşlarıyla yaşamak için, şehir dışında / yurtdışında okumak için, evlendikleri için vb. yüzlerce sebepten dolayı hemen hemen herkes bir noktada ailesinden ayrılmaktadır. Daha ilkokul çağında dahi yatılı okullara giderek ailesinden ayrılan on binlerce insan vardır. Arkadaşlarımızın içinde bulunduğu durum da işte böylesine normal ve sıradandır. Burada hiçbir suç unsuru yoktur.

Arkadaşlarımız, kanunda kendilerine tanınan hak ve özgürlükleri değerlendirmekte ve kendi hayatlarını mutlu oldukları şekilde sürdürmektedirler. Kimseye yönelik bir saygısızlık içermeyen, kimseye rahatsızlık vermeyen bu davranışlarından dolayı kınanmamak istemektedirler.

Türkiye bir hukuk devletidir. Türk hukukunun, arkadaşlarımızın bu konudaki özgürlüklerini koruyacağına inancımız tamdır.